Mutluluğun Formülü Çok Açık: Bir Sen, Bir Ben, Bir de Situationship’imiz

Mutluluğun Formülü Çok Açık:

Bir Sen, Bir Ben, Bir de Situationship’imiz

Situationship (belirsiz yakınlık; adı konulmamış ilişki) iki tarafın da “ben” olduğu ama “biz” olmanın sorumluluğunu almadığı bir romantik ilişki türü. Bir taraf için arkadaşları tarafından “abi seviyorsan git konuş bence” diğer taraf için “ayrıl bence kanka” tavsiyesinin verilebileceği paradoksal bir denklem.

Ama bir sorunumuz var: Sınırları geleneksel anlayışa göre çizilmemiş ve bir “birliktelik” olarak tanınmamış bu ilişki başka bir şeye dönüşebilir mi? Bir adım ileri giderse sevgililik, iki adım geri giderse ayrılık ile mi karşılaşır?

Peki, neden herkes bu stres yaratan ilişki halinden şikayetçiyken bu döngü kırılmıyor? Bir terapist perspektifinden bakınca manzara sadece “kararsızlık” değil, belli bir sosyolojik ve psikolojik sistemin içinde var olan iki bireyin karşılaşması olarak görünüyor.

Postmodern Bir Yalnızlık

Alper Hasanoğlu İlişkilerin Günlük Hayatı’nda çağımızın ve ötesinin ilişkilenme biçimlerine dair düşüncelerini paylaşıyor. Burada bahsettiği bir “hareketlilik” (mobilite) var. Her şeyin hızlandığı postmodern çağda insanlar da fiziksel olarak yüksek bir hareketliliğe sahipler: Bugün İstanbul’dasın, yarın Londra’da ya da İzmir’de olabilirsin. Çağımızın hayat tarzı bu esnekliğe ve değişim kolaylığına sahip olabilmeyi gerektiriyor. “Mekan”ın sınırlayıcılığını aşabilir olma özgürlüğüne sahibiz.

Bir diğer hareketlilik ise “zaman” ile olan ilişkimizde. Kısa bir zaman içerisinde daha çok iş halledebiliyoruz fakat yaşam ömrümüz kısıtlı. Yani sanki daha az vaktimiz ve daha çok işimiz var. Zamanın sınırlarını aşmalıyız. Her yandan zamanımızı ve dikkatimizi talep eden uyaranlar gelirken zamanımızı korumalıyız. Bireysel önceliklerimize sahip çıkmalıyız.

Mekana tutunamamanın köksüzlüğü ve zamana karşı yarışın içinde savrulma hali ilişkilerimizde ve duygularımızda nasıl tezahür ediyor?

İlişkilerimizde de köklenmekte güçlük çekebiliriz. Hatta yüzeysel ya da faydacı ilişkiler normalimiz olabilir. Her şey hızlıyken yavaşlayarak derinleşmek riskli gelebilir.

Fear of Missing Out (FOMO) artık bildiğimiz bir kavram. FOMO’nun situationship hali bir partner ile zamanımızı kısıtlamamak olarak okunabilir. Belki de situationship zamanını daha iyi değerlendirme ihtimalini kaçırıyor olmanın yarattığı kaygıya karşı gelişen bir savunma mekanizmasının ilişkisel dünyamızdaki yansımasıdır.

Fakat bütün oyuncaklarla oynamak istiyorsak çok hızlı olmalıyız. Çok hızlı olmanın ve doyumsuzluğun bedelini ise dağılarak ve kronik bir boşluk hissiyle yüzleşerek ödememiz gerekebilir. Dünya hızlansa da sinir sistemimizin hala yaşadıklarını işlemlemek için zamana ihtiyacı var. İnsan “makinemizin” işlemci (CPU) hızı bir ilişkiyi bitirdiğini ve kayıp yaşadığını anlamak için zamana ihtiyaç duyuyor. “Sil” tuşuna basıp tüm verileri yok etmek mümkün değil.

 

Ne oluyor bu Situationship’te?

Bu süreci bir “vakit kaybı” değil kendinize yakınlaşacağınız bir öğrenme alanı olarak görmek mümkün olabilir mi? Bağlanma stilleri perspektifinden bakarak ele alalım.

Kaygılı Bağlanma Tarafı İçin: Ne oluyor da sürekli gitmeye meyilli birinin peşinden koşarak kendi değerini kanıtlamaya çalışıyorsun? Hangi onayı arıyorsun ya da kiminle rekabet ediyorsun? Ötekine tutunmazsan sana senden ne kalır? Tutarsız ilgi sinir sistemini “savaş-kaç-don” modunda tutar. Nesneye (partnere) ulaştığın o nadir anlarda bile tam bir güven hissedemezsin. Belki de bu arada kalma hali sana çocukluğundan tanıdık bir duygusal ihmali hatırlatıyordur?

Kaçıngan Bağlanma Tarafı İçin: İlişki içindeyken boğulma, dışındayken yalnız kalma arasındaki alanın genişliği senin için ne kadar? “Neden burada kalamıyorum?” sorusu sadece partnerinle ilgili olmayabilir. Kendini adayamadığın tek şey bu ilişki mi, yoksa hayatının genelinde bir “yatırım yapma” korkusu mu var? Yatırımının vereceği meyveler hakkında nasıl beklentilerin var? Bir şeye emek vermek için neye ihtiyacın var? “Kendimden kaçmaktan yorgun düştüm” diyor Gaye Su Akyol. Ötekinden kaçışının bir parçası da kendinden kaçış olabilir mi?

Bu sorular canını acıtabilir ama vereceğin cevaplar tam da acıyı dönüştürmenin, iyileşmenin ve özgürleşmenin başlangıcıdır.

 

İki Ben’den Bir Biz Çıkar mı?

Burada kritik bir soru devreye giriyor: Ötekinin ihtiyaçları nerede bitiyor, benimkiler nerede başlıyor? Kişinin kendi benliğini bir başkasının önceliklerine kurban etmeden “ben” kalarak “biz”i deneyimlemesi mümkün. Fakat iki tarafın da “biz” olmaya gönüllü olması gerekiyor. İki “ben” “biz” olursa samanlık seyran olur. Aksi hal samanlıkta iğne arama…

 

Sonuç: Seçim Senin, Sorumluluk Senin

Kierkegaard’ın Ya/Ya da’sındaki meşhur açılış cümlesiyle söylersek:

“Evlen, pişman olursun; evlenme, ondan da pişman olursun; evlen ya da evlenme, ikisinden de pişman olursun; ya evlenirsin ya da evlenmezsin, ikisinden de pişmansın. Dünyanın çılgınlıklarına gül, pişman olursun; ağla, ondan da pişman olursun; dünyanın çılgınlıklarına gül ya da ağla, ikisinden de pişman olursun; dünyanın çılgınlıklarına ya gülersin ya da ağlarsın, ikisinden de pişmansın. Bir kıza güven, pişman olursun; güvenme, ondan da pişman olursun; bir kıza güven ya da güvenme, ikisinden de pişman olursun; bir kıza ya güvenirsin ya da güvenmezsin, ikisinden de pişmansın. Kendini as, pişman olursun; asma, ondan da pişman olursun; kendini as ya da asma, ikisinden de pişman olursun; kendini ya asarsın ya da asmazsın, ikisinden de pişmansın. İşte Baylar, size her türlü yaşam bilgeliğinin özü.”

Bunu situationship’e uyarlarsak: Gitsen de kırgınsın, kalsan da kırgın kalacasın; ya kalırsın ya gidersin ikisinden de pişmansın. Eğer henüz başlamadıysan belki de bu belirsiz yola girmemek en iyisi olabilir. Ama “yıl 2025, ok yaydan çıktı ve nur topu gibi bir situationship’imiz var” diyorsan…

Bu sürecin seni “borderline” yani uçlarda yaşanan duygusal bir dalgalanma haline sürüklemesine, bir gün nefretle bir gün aşkla dolmana izin verme. Karşındaki de senin gibi: Hem eksiklikleri hem de güzellikleri olan bir insan. Madem bu oyun oynanıyor kuralları dürüstçe koyun. Bu ilişki seni tüketmek yerine seni sana yaklaştırsın. Dünyaya ve kendine karşı nezaketin solmasın, zira bu kopuk (disconnected) dünyada bağ kurmaya çalışmak bile başlı başına bir kahramanlık.

Bu ilişkisel deneyimin kendine, dünyaya, ve geleceğe dair bakış açını olumsuz yönde etkilediğini fark ediyorsan, ya da bu döngü içerisinde çaresiz hissediyorsan psikoterapiye başvurmaktan çekinme. Bu yolculuktan anlam çıkarmak senin elinde. 🍀


Yazar: Klinik Psikolog Ecem Erkol

 

Referanslar
Akyol, G. S. (2016). Kendimden kaçmaktan [Şarkı]. Hologram imparatorluğu albümü içinde. Dunganga Records.
Hasanoğlu, A. (2022). İlişkilerin günlük hayatı. Pinhan Yayıncılık.
İzel. (2001). Bebek [Şarkı]. Bebek albümü içinde. Soner Müzik.
Kierkegaard, S. (2020). Ya/ya da (N. Beier, Çev.). Alfa Yayınları. (Orijinal çalışma basım tarihi 1843).
Kierkegaard, S. (t.y.). Ya – Ya Da: Bir ekstatik söylev (O. Aruoba, Çev.). NS Dergisi, (3).
https://members.tripod.com/~NS_editor/sayi3/yazi12.html

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir